5 Haziran 2011 Pazar

Boyalı Kuş / Jerzy Kosinski





-Garip kuşlardı leylekler. Günün birinde yuvasını düzeltmeye kalkınca dişi leyleğin kendisine nasıl saldırdığını anlamıştı Lekh. O da öcünü kuluçkaya yatan leyleğin yumurtaları arasına bir kaz yumurtasi koymakla almıştı. Yavrular yumurtadan çıkınca, erkek ve dişi leylek bu garip yaratığa şaşkınlıkla bakmışlardı. Kısa, çarpık bacaklı, biçimsiz bir şeydi yavrularından biri. Yamyassı bir gagası vardı. Dişisinin kendisini aldattığınıa inanan baba, leylek yavruyu öldürmeye kalkıştı. Dişi leylekse, küçüğü kurtarmak gerektiğine inanmıştı. Erkeğin elinden kurtarmak için, damdan avludaki samanların arasına yuvarlamıştı zavallıyı. Bununla aile kavgası sona ermişe benziyordu. Ama, göç çağı gelince leylekler toplanıp görüştüler. Uzun süren tatrışmalardan sonra dişinin kocasını aldattığı, onunla birlikte gelemeyeceği kararlaştırıldı. Ardından da kararın uygulanışına geçildi. Leylekler havalanmadan ,erkeğini aldattığına inanılan dişi gaga ve kanat vuruşlarıyla öldürüldü. Erkeğiyle birlikte yaşadığı damın altında bulundu ölüsü. Yanında çirkin bir yavru, iki gözü iki çeşme ağlıyordu.




-Günün birinde kocaman bir karga yakaladı, kanatlarını kırmızıya, boynunu maviye, kuyruğunu da yeşile boyadı. Bir karga sürüsünün kulübemizin üzerinden geçtiğini görünce koyverdi kurbanını. Aralarına karışır karışmaz amansız bir savaş başladı. Siyah, kırmızı, mavi ve yeşil tüyler uçuştu havada. Kargalar yükselmeye başlamıştı birden, kurbanımızın döne döne tarlalara düştüğünü gördük. Kuş yaşıyordu hala. Gagasını açıp kapıyor, kanatlarını oynatmaya çalışıyordu boşu boşuna. Kardeşleri gözlerini oymuşlardı.

Yabancı / Albert Camus





Tekerlekler üzerinde kayan zindanımın karanlığında, yorgunluğumun ta derinliklerinden gelmişçesine sevdiğim bir kentin kendimi mutlu hissettiğim, belli bir saatin bütün bu alışılmış gürültülerini eskisi gibi, bir bir bulur gibi oldum. Gerginliğini yitiren havada gazete satıcılarının sesi, küçük parktaki son kuşların ötüşü, sandviç satıcılarının bağırışması, kentin yüksek dönemeçlerinde tramvayların çıkardığı iniltili gıcırtılar ve göğün daha gece limanın üzerine çökmeden önceki uğultusu, bütün bunlar benim için cezaevine düşmeden önce bildiğim gözü kapalı bir gezintiyi düzenliyordu. Evet, bu saat, bundan çok zaman önce mutlu hissettiğim bir saatti. Beni o zamanlar bekleyen hafif ve deliksiz uykuydu. Ama yine de birşeyler değişmişti.

Zargana' dan Notlar / Hakan Günday



                       Hayat, cinsel ilişkiyle bulaşan bir hastalıktır.

                                                                                                   Jacques Dutronc


-Zor değil dedi kendi kendine. İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler: Ölçeklerinin nerede yazdığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları. Sarışınlara benzeyen hayatları. Güzel ama aptal hayatları..

-Ayakların sesi vardır, ama Almanca'yla araları iyi değildir.

-Taksimetrelere karşıydı mücadelesi. Metre ve dakikaları sayanlara karşı savaşıyordu. Çünkü o hiçbirşeyi saymıyordu.

-Dünya üzerinde iki tür insan vardır: trafikte sarı ışığı görünce frene dokunanlar ve aynı sarı ışık karşısında gazı kökleyenler.

-Yoksul olduğu için bilgiye ulaşamayanlardan hayatı ve insanlığı sorgulamayanlardan, en yüksek eğitim olanaklarının sunulduğu, delirmek için yeterli bütün malzemeye sahip çocuklara kadar bütün hayat tarzlarında, kaçış, rahatsız edici ama çekici bir yere sahiptir. Üzerinde fazla oturulamayan sert bir koltuk gibi.

-Sadece basit bir girişkenlikle anlatılabilir mi peygamberlerin başarıları? Sana da biraz komik gelmiyor mu peygamberlerin bugün yaşasalardı talk-show sunabilecek olma olasılıkları?